İslam Ülküsü Nedir ?

TheEnd

Aktif Üye
Kullanıcı
Katılım
7 Ağu 2014
Mesajlar
443
“Türklük gurur ve şuuru, İslam ahlak ve fazileti”



Bu cümle Türk İslam davasının anahtar sözcüğü yani şifresidir. Müslüman Türk için ideal ve hayat biçimi olarak adlandırabileceğimiz yegâne fikir sistemidir.



“Türklük gurur ve şuuru”



Bir insan için hangi millete mensup olması önemli olmakla beraber kendi tercihinde olmayan; tamamen yaratıcının Allah (c.c) ın takdirinde olan bir lütuftur. Yaratılırken tarihi üstün şeref ve kahramanlıklarla dolu Müslüman bir milletin mensubu olarak yaratılmış olmak muhakkak ki Allah-u Teâlâ’ ya şükür ve hamd duyguları içerisinde olmamızı gerektirmektedir.



Allah-u Teâlâ mukaddes kitabımız Kur’an-ı Kerim’de buyurmuştur ki “ey insanlar! Biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık, hem de sizi millet, millet, kabile, kabile yaptık ki, tanışasınız. Haberiniz olsun ki, Allah yanında en üstün olanınız en takvalınızdır. Şüphe yok ki Allah, her şeyi bilendir, her şeyden haberdardır.” (Hucurat suresi 13. ayet). Ayette bildirildiği üzere insanların farklı ırk, kavim ve milletler halinde yaratılması Allah (c.c) ın iradesiyle gerçekleşmiştir.

Tarihinin hiçbir döneminde sapkınlıklar, zulümler, sömürgecilikler ve kıyımlar olmayan; kurduğu güçlü devletler ve muhteşem imparatorluklarla dünyaya ve insanlığa medeniyetler sunan, acizlere ve zavallılara kucak açan, haksızlıklar karşısında baş eğmeyen büyük bir milletin mensupları olarak yaratılmış olmanın şuurunda olup gurur duymamız gerekir. Bu haklı gurur ve şuur; üstün bir vasıf ve erdemdir.


Türklük gurur ve şuurunun idrakine varırken kuru kavimciliğin ve milliyetçiliğin ötesinde Türk milletinin ayakta kalmasına sebebiyet teşkil eden ve kökleri yüzyıllar, binyıllar ötesine giden milli değerleri ve dinamikleri iyi bilmek, özümsemek, yaşamak ve yaşatmak gerekmektedir. Bu değerleri özümseyip, yaşarken de; aynı zamanda bu değerleri ve dinamikleri oluşturan sebepleri de anlamak zaruridir.


Türk milletinin özünü oluşturan milli değerleri ve dinamikleri iyi bilmek ve yaşamak; millet olarak devamlılığı sağlarken aynı zamanda da bizim başka milletlere benzeyip asimile olma, yok olma tehlikesini de ortadan kaldırmaktadır. Peygamber efendimiz (S.A.v) buyuruyor ki “kişi kavmini sevmekle suçlanamaz.” Hadis-i Şerifte buyrulduğu gibi; insanın mensup olduğu kavmi, milleti sevmesi suç değil aksine erdemdir. Sevmemek, kabul etmemek insanı inkâr noktasına götüreceği için buda Allah (c.c) ın yarattığı mevcudiyeti yok saymak olacaktır.


Türk milleti tarih sahnesine çıktığı günden bu yana yaşadığı tüm coğrafyalarda kurduğu devletler ve imparatorluklarla insanlığın gelişimine hizmet etmiş, imar ettiği hanlarla, kervansaraylarla, köprülerle, camilerle, kütüphanelerle, medreselerle, imaretlerle ve daha nice eserlerle bilimin ve medeniyetin gelişmesini sağlayarak insanlığın ufkunu açmıştır. Dünya milletlerinin çoğunlunun tarihi kıyımlarla, vahşetlerle, zulümlerle, esaretlerle ve acizliklerle dolu iken; Türk milletinin beş bin yıllık tarihi mertlik, kahramanlık, merhamet ve zaferlerle doludur. Türk milleti yönetimi altındaki milletlere dahi zulmetmemiş aksine bu milletlere barışı, adaleti ve hoşgörüyü bahşetmiştir. Başka milletlerin en kadim arşiv ve yazıtlarında dahi; mert, kahraman, savaşçı ve özgürlüğüne düşkün bir millet olarak bahsedilmek elbette ki bizim Türklüğün şuuruna varıp gurur duymamızı gerektirmektedir.


İnsanlar yaratılışları itibari ile millet toplulukları halinde hayatlarını sürdürdükleri için; bizim de millet olarak topluluk halinde yaşama mecburiyetimizi düşünürsek kendi milletimizin varlığıyla gurur duymamızdan ve değerlerimizi sevip korumamızdan, yaşatmamızdan daha doğal ne olabilir? Elbette ki Türklüğümüzün şuurunda olup gurur duymalıyız.



“İslam ahlak ve fazileti”


İnsanlar yaratılışları itibari ile fıtraten “ilahi bir güce, üstün bir varlığa” inanmak ihtiyacı duyacak şekilde yaratılmışlardır. Bu yaratılış özelliği Allah (c.c) ın kudreti ve inayeti ile vuku bulduğu için: insan mutlak suretle din olarak adlandırılan herhangi bir inanç ve fikir sistemine inanmak durumundadır.


İlk insan yaratıldığından bu yana Allah-u Teâlâ’nın Peygamberleri vasıtasıyla gönderdiği semavi dinlerin yanı sıra bir takım beşeri dinler de mevcut olmuştur. İnsanlar; birey ve toplum olarak fıtratları gereği semavi ya da beşeri dinlere inanmışlardır. Biz Türkler ise İslamiyet’in zuhurundan önceki dönemlerde; tahrif edilmiş semavi dinlerin ve çok tanrılı beşeri dinlerin hüküm sürdüğü bir ortamda tek tanrı inancına dayanan “Gök Tanrı” dinine inanmışızdır.


Hıristiyanlığın ve Museviliğin, insanlar tarafından değişikliklere ve tahrifatlara uğramasının akabinde son semavi din olan İslamiyet Arabistan yarımadasında zuhur etmiştir.


İslamiyet’in zuhurundan kısa bir müddet sonra Araplarla, Çinliler arasında yapılan ve bizimde Araplardan yana taraf olduğumuz “Talas savaşı” sırasında İslamiyet’le tanışmış ve kısa bir müddet sonra topluca katılımlarla İslam dinine mensup olmuşuz.


Karahanlılar devleti döneminde vuku bulan değişim ve İslamiyet’i kitleler halinde kabul ediş şüphesiz ki Türk milletinin manevi değerleriyle alakalıdır. Önceden de tek tanrı inancını makbul gören, ahlakı, temizliği, dürüstlüğü, savaşmayı ve kahramanlığı erdem sayan Türk milleti; İslamiyet’le tanıştığında erdem saydığı tüm değerleri bu yeni dinde daha kapsamlı ve gelişmiş halde var görünce hiç düşünmeden İslam dinine geçerek Müslüman olmuştur. Hiçbir millet Türkler kadar İslamiyet’le özdeşleşip, bütünleşememiştir. Karakteristik özelliklerimiz İslamiyet’le öylesine bütünleşmiştir ki, kendimizi İslam dininin bütün dünyadaki tebliğcileri ve savunucuları olarak addetmişiz.


İslam dini; değiştirilemeyen, tahrif edilemeyen yegâne din olarak daima ahlakın üstünlüğünü ön planda tutmuştur. Peygamber efendimizin (S.A.v) “ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim” şeklinde buyurduğu gibi İslam dini: güzel ahlakın, temizliğin, dürüstlüğün, erdem ve faziletin dinidir. Ahlakın ve faziletin hüküm sürdüğü ortamda yalan, riya, kötülük, haksızlık, fitne, zulüm vs. hiçbir kötü özellik barınamaz.


İslam ahlakı; insanlara zulmetmeyi, insanları hakir görmeyi, aşağılamayı, kibri, fitneyi, fesadı, pisliği, yalanı, riyayı, haksızlığı, hırsızlığı, zinayı ve her türlü şer ameli yasaklarken, buna karşılık; iyiliği, merhameti, temizliği, dürüstlüğü, adaleti, tevazuyu, hoşgörüyü, barışı ve kardeşliği emretmiştir. Her şeyin müspeti emredilirken menfisi yasaklanmıştır.


Barışın, kardeşliğin, adaletin ve hoşgörünün dini olan İslam: bütün ahlak kurallarını şart kılarak insanlığın ve dünyanın huzurunu hedeflemiştir. Türk milleti olarak yüce dinimizin emrettiği ahlak ve fazilet değerlerini esas alarak, mili gurur ve şuurumuzla bütünleştirip Allah yolunda milletimizin ve insanlığın kurtuluşu için mücadele etmeyi hedef tayin etmiş bulunmaktayız.


Türklük gurur ve şuurunun, İslam ahlak ve faziletiyle bütünleştirilip kutsal hedef yani “ülkü” haline dönüştürülmesi bize atalarımızın kurmuş olduğu “Selçuklu ve Osmanlı” imparatorluklarından kalan muhteşem fikir mirasıdır. Atalarımız bu imparatorluklar döneminde İslam’ın bayraktarlığını yaparak; insanlığın İslam’la tanışmalarına vesile olup, İslam ahlak ve faziletinin dünyaya hâkim olmasını sağlamışlardır. Bu durum doğal olarak Türk Milletinin takva olduğunun ıspatıdır.


Atalarımızdan aldığımız bu kutsal miras Türk İslam Ülküsü: Türklüğün milli değerlerinin korunup yaşatılarak İslam ahlak ve faziletiyle yoğrulup dünyaya ve insanlığa hâkim kılınması ülküsüdür. Atalarımızdan aldığımız bu kutsal miras Türk İslam Ülküsü: Türklüğün milli değerlerinin korunup yaşatılarak İslam ahlak ve faziletiyle yoğrulup dünyaya ve insanlığa hâkim kılınması ülküsüdür.



bcstr board YÖNETİMİ !
 
Üst Alt